Monday, 10 March 2008

Pourquoi Monsieur Henry?

henry15gh

Henry neden Barça'ya gitti? Eto'o, Messi, Ronaldinho, Gudjohnsen, Ezquerro, Dos Santos, Bojan varken nasıl bir rotasyon düşledi? Kariyeri ve adı çok büyük ama işleyen bir makine bozulmuş gibi duruyor. Henry sanki NBA'de veteran yıldızların yaptığı yüzük için takas mantığıyla hareket etti. CL finalinde Barça'ya elendiklerinde belki de kafasına koymuştu. Cruyff'un onu uzun süredir istediği biliniyordu. Laporta zaten dünden razı sansasyon adına. Ama Henry neden razı oldu? Barça eskisi kadar ahenkle dans etmiyor.

Henry signs for Barca

Villareal'e sahalarında 1-2 yenildiler ve moralsiz Madrid'in farkı açmasına izin verdiler. Messi olmadan etkin olamamaları psikolojik mi yoksa herşeyi kazanmanın verdiği umursamazlık mı bilmiyorum ama Barça'da her zaman en iyiler oynadı. Üstelik hepsi Henry gibi sadece şampiyonluklar için gelmiyor. Ronaldinho eriyor, Eto'o bile bozuk. Teknik direktörü yerinde tutan en büyük etken Hollanda lobisi. Ama yine de CL'de çeyrek finaldeler. Daha ileri gitmek için Messi'ye ihtiyaçları var Henry'e değil.

Friday, 7 March 2008

Everything - Something

"Doesn't matter for us, for me. Big games easy than the other games. Unfortunately. Every times we have the control the games, under the control the games, during the games. We have the some possibilities, some big chances, some big okazyons. Something like that. But... What can i do sometimes. and THIS IS FITBILL, that's the fitbill something happened. EVERYTHING IS SOMETHING HAPPENED. But anyway, now is in the TABELEY we have to seen the aa situ-ation, now is the second position. and ONE POINT MO. I don't want to see the back... :) i want to see the front. And i hope so tomorrow my teams..."

Thursday, 6 March 2008

Rüya

FB 3-2'lik maçın penaltı atışlarında Sevilla'yı Sanchez Pizjuan'ın çimlerine gömdüğünde heyecandan çoğu detayı atlıyor insan. Yukarıdan bakamıyor olaya. Sevinç, mutluluk, heyecan, şaşkınlık hepsi karışınca tuhaf bir sel bünyeyi zorluyor. Gözler görmüyor, kulaklar duymuyor. Kimin nasıl oynadığının önemi çok değil. Sonuç bir rüyayı gerçekleştiriyor çünkü. Uğur Boral'ın FB'ye geldiğindeki zayıflığından ünlü Alves'i yerlerde süründürmesine mi şaşırsam, geçen sene gönderilmesi neredeyse kesin olan Deivid'in CL'de takımı taşımasına mı sevinsem, Gökhan'ın maç içinde kart gördükten sonra oyuna kendini adapte edişine mi takılsam bilemiyorum. Capel için dizdiğim övgüleri geri almayacağım ama FB maçında kendini her yere atışında aslında hala olgunlaşmadığını farkettirdi futbolseverlere. Sarı lacivert sağ bek karşısında erirken çaresiz kaldı. Puyol'u perişan etmişti oysa ki. Volkan 2 kötü gol yedikten sonra 3 penaltı atışı kurtaracak bir morale nasıl erişti? Zico Alex'i penaltı atışlarına gitmeden 3 dakika önce oyundan aldı! Kezman ve Edu eleştirilere belki de son noktayı koyacak kadar ispatladılar kariyerlerini. Aurelio'yu zaten biliyoruz. Carlos'un yarı yerli kopyası Vederson'un performansı göz ardı edilemez. Tek tek yazmak doğru değil zaten. Bu bir takım oyunu ve biraz şans biraz dişliler turu getirdi. O kadar çok etken var ki. Rakibi küçümseyen Jimenez de bunlara dahil. Çarşamba maçı yayınında İlker Yasin; bu iki takım FB'nin olduğu yere çıkmak için mücadele ediyor derken tuhaf hisler uyandırdı. Oynayanlar Madrid ve Roma. Daha ileri gitmek mi? Arsenal - Chelsea - Man U - Schalke - Roma - Barça - Inter/L'pool. Neden olmasın? Şu anki noktada bir hayal değil miydi?

Tuesday, 4 March 2008

Tek Parti İktidarı

Aslında başlığın ilk kısmını "Gelişmekte Olan Ülkelerde..." diye yazmak daha yerinde olurdu belki ama ülkemiz oldukça farklı. Hiçbir genellemeye girmiyor, bir yandan hepsine girerken. Bir Alman asla anlayamaz bunu. Bir İspanyol köşesinden yakalar belki ama Balkanlar bile karışabilir bu çözüm arayışları yüzünden. Tek parti ilk defa gelmiyor ülkenin başına. Son da olmayacak. Ama gidişleri benzer süreçleri zorladıkları için ülkeye zarar veriyor. Birçok insan, özellikle global dünyayı takip eden ve anlayabilen kesim, ülkenin saçma kavgalarla yıpratıldığının farkında. Okumayan, tartışmayan, sorgulamayan, makroya değil mikroya bakan insanlar için sorun yok. Asla da olmadı. Bu kesim zaten ülkeyi ileriye taşıyabilecek durumda değil. Bu da ülkenin bir sorunu. Eğitimsizlik, işsizlik, sosyal gruplar arası uçurum, kamplaşma, yönlendirmelere alet olma...

Bizde yetki verdin mi suistimal en yakın ihtimaldir seçenekler arasında. Hayata bakış açısı darsa bir yönetim grubunun, çiğlik içine işlemişse, ben ne dersem o olur, benim fikirlerimi tamamen paylaşan %10'un istediği gibi %100'ü yönetmeme %50 izin verdi der. Herşeyi bilmek kolay bu çağda. Her konudan haberdar olmak, biraz okumak ve biraz klavyeden fazlasını gerektirmiyor. Ahkam kesmek ise kahvelerden kalmış gelenek bize. O öyle değil böyle diyebilmek yürek ister. Bizde ise çok ucuz.

Ya da bu böyle değilse de bunu insanlara böyle hissettirmek. Kendini doğru anlatabilmek. İçinde yaşadığın dünyayı doğru kabul edip geri kalanı da ona benzetmek sanıldığı kadar kolay olmaz. Yaptım oldu demek yerine, bakınız düşüncem bu, biliyorum bazılarınız benim düşündüğüm gibi düşünmüyor, benim yaşadığım gibi yaşamıyor, ama bence bu doğru, gelin tartışalım, ortak noktada buluşalım diyemiyoruz. Ne muhalefeti becerebiliyoruz ne iktidarı. Canını hiçe sayan vatan evlatları üzerinden anlamsız kazançlar sağlamaya çalışıyoruz. Biz bu olmamak için savaşmadık mı senelerce? Neden şimdi yeniden başlıyoruz? Farklı ve yapıcı üsluplarla en zor meseleleri çözmek asla göremeyeceğimiz beklentiler belki de. Aslında görebilirdik ama buna engel olan birşey var. Güç, ben yaparım dedirtiyor olgunlaşmamış, kalitesiz yapıya. Ben yaparımları başkaları izliyor. Empoze edilenler sıkıntı yaratıyor. Sonra ben yaparım sertleşiyor. Başarırsa tek tip insan çıkıyor, bu bir rejim. Başaramazsa isyan çıkıyor, bu da bir kaos. O zaman çözüm bunun neresinde? Çözümü arkasında durduğunuz kavgadaysa, bu genç topluma bunu doğru anlatacak kadar değer vermiyor muyuz? Yoksa anlatmayı beceremiyor muyuz? Son seçenek yanlış yapıyor olamaz mısınız?

Fenerbahçe Favori Ama...

CL son 16 rövanş maçına bu sözlerle çıkıyor Jimenez. Kadıköy'e maç izlemeye geldiğindeki güleç yüzü artık ortalarda yok. Ben abartıyor olabilirim ama biraz mesafe katedildiğinin göstergesi diye düşünüyorum. Taktik olabilir tabii ki. Kendimizi onlardan daha aşağıda görmüyoruz diyor son 2 yılın UEFA şampiyonu takımın hocası. FB de kendini daha aşağıda görmemeli. Carlos olmasa da artık bir sonraki adımı atabileceklerine inanmalılar. AZ maçındaki hataları yapmayıp bu fırsatı kaçırmamalı sarı lacivertli ekip. Son kupa maçındaki hataları yapmayıp bir adım daha ileri taşımalılar bayrağı. Gelişim bunu gerektirir. Bireysel hataları takım oyunu ile kapatmak ilk amaç olmalı. Taraftar için kupa, şampiyonluk, derbi galibiyeti önemli değil artık. Kaliteli Türk spor izleyicisi için de önemli değil. Önemli olan bu maç, bu tur. Favori Sevilla ama 1 gol çok şeyi değiştirir, bunu İspanyollar da çok iyi biliyor. Alex başını öne eğmezse bu maçta takım da ona destek olacaktır. FB gol atarsa turu geçer, eksik kalırsa büyük bozguna uğrar. Turu geçmek bir mucizeye, tarihe imza atmak demek. Kaybetmek ise doğal. İspanyollar inanmış, siz de inanın, Türk sporu için bu maçı alın... Bu maçı almak Rönesans'ın başlaması demek.

Monday, 3 March 2008

Kameni Savaşı

Bu bir meydan savaşı değil, bir transfer kapışması. Sir Alex Ferguson Espanyol kalecisi Kameni'yi kardeşine izlettirmiş geçen hafta sonu. Diğer yandan Ramos'un yardımcısı Poyet de Tottenham'ın sezon sonu için bu futbolcu ile ilgilendiğini açıklamıştı. Kamerunlu kaleci gerçekten çok çevik ve ehil ellerde, biraz da üst düzey bir lig ve takımda harika işler yapabilir. CM oynarken takımda iyi bir kaleci yoksa son patchlerde Kameni ilk 2 tercihten biri benim için. Ersun Yanal'a bilgisayar başında takım yapıyor diye kimsenin kızmaya hakkı yok. Mesela Hasan Kabze eski sürümlerde en parlak genç yeteneklerden biriydi. Nitekim bir şekilde kendisine bir isim yaptı. İstatistikler herşeyi söylemiyor belki ama az şey söylüyor demekte sanırım yanlış olur. Kameni İngiltere'ye gidecek gibi ama nereye gider kestiremiyorum. Schmeichel sonrası hiç iyi kalecisi (Van der Sar idareten) olmayan çok büyük bir kulübe mi, yoksa Ramos ile mutlaka birşeyler yapacağı kesin olan küçük deve mi göreceğiz.

Cehennem'e Saatler Kala

Sevilla maça hazır. FB'de Carlos kadroda yok. Korkunun da ecele faydası... Gökhan Gönül'ün performansını merakla bekliyorum.

Sunday, 2 March 2008

Para Para Para!

Javier Mascherano = 24.3 milyon Euro. West Ham'a bonservisi karşılığı Liverpool tarafından ödenen miktar budur. Kaka sözleşmesini 1 yıl daha, 2013'e kadar uzatıp Milan'da ölmeye karar verdiğini açıkladı. Bu da bir miktar para. Açıklanmadı. Takas olsalar acaba kim üstüne para verir? Bence Rafa kafayı fena halde Amerikalı zengin patronlarına taktı. Onları batırmaya çalışıyor ki kulüp onlardan kurtulsun. Herşey Liverpool için!

Seriye Devam

LA Gasol sonrası seriye devam ediyordu ki Portland kendilerine dur dedi. Ne de olsa orası NBA. Jordan'lı Bulls bile arada sırada yeniliyordu. 10 maçlık galibiyet serisine ara verdiler. Fisher biraz daha sorumlu üçlük atmalı diye bir yorum okudum. Sanırım biraz Gasol'un gelmesi, biraz da şampiyonluk yüzüğü hatıraları üzdü onu. Rol oyuncu olmayı yediremiyor kendine belki de. Phil onu hizaya getirir. Kimleri getirmedi ki? Farmar bile 3 atıyor. Gasol'un yanına bir de Bynum gelirse seriler devam edebilir. Bu arada serilere bu yılın flaş ekiplerinden Rockets devam ediyor. 14. galibiyetlerini aldılar Memphis karşısında. Yao'nun stres kırığı yüzünden sezonu kapattığı açıklanınca kimse onlardan fazlasını bekleyemez. T-Mac'siz idare edebilirler, Yao'suz asla. Üstelik kendini masum çocukluktan bu kadar kurtarmışken dev Çinli büyük şanssızlık yaşadı. T-Mac yokken takımı sürükledi. Şimdi yerine yaşını asla bilemeyeceğimiz Mutombo ve Scola bakıyor. Gittiği yere kadar ... Yarın akşam Dallas - LA maçını kaçırmayın derim ben. (22:30 NTVSpor)

Ramos : Still Work To Do

Şu sıralar İngiltere'de adından en fazla söz edilen teknik direktör ne Mourinho ne Wenger ne de Sir Alex Ferguson. Carling Cup finalinde Chelsea'yi geçerek kupaya uzanan Juande Ramos'un popülaritesi biraz daha fazla. Takımın başına geçip ilk kupasını alması çok uzun sürmedi. UEFA'da da kupayı 3. sene üst üste, hem de 2 takımla kazanırsa onu İngiliz kulübüne yar etmeyebilirler. Kadro zaten iyiydi ama işleri tersine çevirmek her zaman kolay değildir. Ramos bunu 2. defa başarabilir. Gerçi bugün Birmingham menajeri Alex McLeish Ramos'u 4-1 ile üzdü biraz ama bu kadar kusur kadı kızında da olur. Ramos daha çok işinin olduğunu ve takımın istediği seviyeye gelmesi için zamana ihtiyaçları olduğunu kupa zaferinden birkaç gün sonra açıkladı. Tottenham'ın potansiyeli oldukça büyük. Ramos yeni bir Sevilla yaratacaksa İngiltere'de bunun için doğru kulübe geldi. Yazın harcayacağı parayı merak ediyorum doğrusu. Tabii alacağı oyuncuları da. FB Sevilla'yı elerse Ramos'un işi kolaylaşacaktır, çünkü Deportivo deplasmanından 2-1 mağlup dönen Sevilla'nın, Barça'yı 4-2 ile geçen Atletico Madrid'i saf dışı bırakıp CL hakkı kazanması zor gözüküyor. Alves - Fabiano - Kanouté (zaten eski kulübü) çok para eder. Sevilla başkanı da geçen gün malları pazara çıkardı ve CL şansımız kalmazsa para eden herkesi satabiliriz dedi. Kim demiş para mutluluk getirmez diye?

1,2,3 Yetmez ...

Bu tip olaylara rastlama şansı nedir bir insanın? Tv'de bir basket maçı izliyorsunuz. Ev sahibi takım son saniyesine 79-79 girilen maçta saliseler kala bir basket buluyor. Tribünler, oyuncular ayakta, sevinç gösterileri. Rakip yıkılmış. O kadar eksik bir takımla deplasmana gelmesine rağmen maçı bir ara 10 farka çıkarmış ama sonlarda baskıyı kaldıramamış ve maçı buzzerla kaybetmiş bir halde. Herkes soyunma odasında. Tribünler boş. Tv kanalı değiştiriyor, başka programlara dalıyorsunuz. Sıkılınca bilgisayarın başına geçiyorsunuz 2-3 saat sonra. Bakalım ne yazmışlar maç için, istatistikler ne alemde diye heyecansız gözlerle bakarken şu satırlar çarpıyor gözünüze : "Yunan komiserin ısrarı ve Lietuvos Rytas yetkililerinin ısrarıyla son saniye basketi tekrar tekrar izlendi, kararın net olarak anlaşılamadığına karar verildi ve maç uzatmaya gitti. 50 dakika sonra tekrar başlayan maçta FB Ülker rakibini (tekrar ve bir daha) 95-91 yendi." Şaka mı? Hayır değil. Üstelik bu sarı lacivertlilerin başına 2. defa geliyor yanlış hatırlamıyorsam. Neyseki kadroda ulu insan Willie Solomon var. Yalnız maç içerisinde bazen oyundan öyle kopuyor ki eyvah maç gitti diyorsunuz. Harika asistini birisi yiyince veya üst üste hücumlardan boş dönünce çakıyor erken bir üçlük, tutarsa ne ala. Mirsad'ın eksikliğinden bahsetmek istemiyorum çünkü o rotasyonda bildiğiniz üzere 3-4 dehşet genç var. Vidmar'ı da bunlara eklemekte tereddüt etmiyorum. Ömer Aşık her geçen gün biraz daha etkileyici bir performans göstermeye başladı. Semih ile iyi bir ikili oldular. Pota altına girmeye yürek ister bu Mutombo gençlerini görünce. Macera dolu akşam mutlu sonla bitti. Tabi Efes'in 8 kişilik kadrosunun Partizan'a beklenen mağlubiyetini saymazsak.

Irak : İşgal Altında "Egemenlik"

Iraklılar Allah’a şükretmelidirler ki bu kınanan Türk müdahalesi gerçekleşti de kendilerinin ve özellikle de Kürtlerin içinde yaşadıkları ‘büyük yalanı’ gördüler. Bu yalanın en önemli unsuru, bir hükümetlerinin, bakanlarının, Peşmergelerinin, büyükelçilerinin, ulusal güvenlik danışmanlarının, omuzlarında yıldızların dizildiği, askeri üniformalarının göğüslerindeki cesaret madalyalarından geçilmediği ileri gelen subaylarının olmasıdır.

Daha da büyük yalan, Amerikalı askerlerin kendilerini ve canlarını korumak için geldiklerini ifade eden yalandır. Zira dış askeri müdahaleye karşı kendilerini savunması öngörülen Amerikan güçleri bu Türk saldırısına karşı tam bir sessizlik yürütüyor ve yüzünü diğer tarafa çeviriyor. Hatta Başkan Bush hükümeti saldırmaları ve Irak toprağını çiğnemeleri için Türklere yeşil ışık yakıyor. Amerikalı ‘kurtarıcıları’ karşılamak için dans eden Irak Kürdistan’ı ve dışındaki Kürtlerin dürüst olmalarını, tutumlarını gözden geçirmelerini ve geçen altı yıl boyunca gölgesinde yaşadıkları bu yalancı Amerikan rüyasından çıkmalarını temenni ediyoruz.

Londra’da Arapça yayımlanan El Kuds El Arabi gazetesi, 27 Şubat 2008, Genel Yayın Yönetmeni, Abdulbari Atwan.

Wednesday, 27 February 2008

Kart Derbisi

Sarı Kartlar: Dk. 34 Selçuk, Dk. 45 Volkan Demirel, Dk. 46 Deivid, Dk. 81 Semih, Dk. 90 Edu (Fenerbahçe), Dk. 37 Volkan, Dk. 42 Ümit, Dk. 45 Lincoln, Dk. 90 Arda (Galatasaray)

Kırmızı Kartlar: Dk. 26 Lugano, Dk. 75 Gökhan, Dk. 90 Volkan Demirel (Fenerbahçe), Dk. 90 Lincoln (Galatasaray)

Objektif olamayacağımı düşündüğümden bu maça dair birşey yazmak istemiyorum.

Yabancı Kontenjanı

Kosova'nın bağımsızlığı ile ilgili birşeyler yazmak istiyordum ama bu şekilde bir olayla gündeme geleceği aklıma gelmemişti. Efes Pilsen Euroleague karşılaşması için Partizan deplasmanına gidecekken kadrosundaki 6 Amerikalı oyuncusundan 4'ü güvenlik sebebiyle İstanbul'da kalmayı tercih etti. Efes'te bu oyuncuların kulüple ilişiklerini derhal kesmeye karar verdi. O kadar zor kararlar ki bunlar. Amerikan elçiliği bile kapatılmışken, Sırbistan deplasmanına hem de Partizan gibi spor adına cehennem bir salona çıkmaktan kaçtılar diye bu sporcuları kimse suçlayamaz. Can güvenliği garantisi verilmesi birşey ifade etmiyor. Giden oyuncular içinde Amerikalı Kenny Gregory ve Sconnie Penn de var. Orada başlarına birşey gelirse kimse bunun bedelini ödeyemez. Ama Partizan deplasmanına gitmeyenlerin takımla birlikte hareket etmemeleri de ayrı bir sorun. Takım 8 kişi. 4 Nisan'a kadar yabancı transfer hakkı var Efes Pilsen'in. Amerikalı koç Blatt takımın bu durumundan kendini düşünmeksizin endişeli. Bu tip olayların spora engel olması ve sportif aktiviteleri, hatta kulüplerin yapısını etkilemesi çok kötü. Ayrıca yönetici ve sporcuları çok zor kararlar almak zorunda kalıyor. Hepsine saygı duymak gerek.

Saracoğlu Kapanıyor ...

Boyumuzun Ölçüsü #3

Tamam kabul ediyorum haksızlık etmişim. ULEB Cup'ta dün akşam 3 maçı da takımlarımız kazandı. 2'si turu geçti. BJK 15 sayı farkla kaybettiği ilk maçı 20 sayı farkla 73-53 kazandı. Üstelik Schumpert'in sadece 4 sayı bulduğu bir maçta. İlk 3 periyot pek iç açıcı bir görüntüsü yoktu maçın. Bir türlü istenen tempo yakalanamadı. Zaten 4. periyodun son anlarına kadar fark 10 sayıydı. Sinan Güler'in 3'lükleri ve Hapoel'in kaçırdığı şutlar turu getirdi. GS maçı ise gerçekten çok çekişmeli geçti. Asvel ilk yarıda pota altını çok iyi kullandı. Şutu iyi olmayan ama kalın pota altı oyuncuları, özellikle 5 numara Nsomvu, yalnız kalan Hüseyin'i çok zorladı. Üstüne Hüseyin çok erken faul problemine girince maç zorlaştı GS için. Murat Kaya'nın hataları, son dakikalarda Foirest'ye yaptığı anlamsız faul bu maç için fazlaydı ama GS bunlara rağmen maçı çevirmeyi başardı. Gaines, Hite ve Cenk oldukça etkiliydi. İlk yarıdaki düşük şut yüzdesi ve savunma sertliği 2. yarıda yukarı çekilince maç dengeye geldi. Keyifli bir maçtı son ana kadar. Efes maçlarından hatırladığımız eski Asvel yoktu belki sahada ama GS'de Dee Brown'dan yoksundu. 76-75 gibi yüksek ve kritik bir skorla son 16'ya 2. biletimiz alındı. Telekom ise beklendiği gibi elendi. Zor bir eşleşme ve kötü bir ilk maç bence bu kupanın çeyrek final adaylarından birini erken kupa dışında bıraktı. 3 sayılık galibiyet yeterli olmadı. Boyumuzun ölçüsünü küçük almışım. Bir sonraki turda BJK-Partizan, GS-Kalise Gran Canaria ile oynayacak.

Monday, 25 February 2008

Şaşkın Galacticos

Getafe maçında attıkları golün ofsayt olduğunu farkedene kadar golü yediler. Getafe oyuna hızla başladığında Madrid takımının çoğu rakip korner direğinde seviniyordu. Kontraataktan golü yediler ve maçı 0-1 kaybettiler. Sevinirken oyunun başladığını farkedip koşturmaları hafızalardan silinmeyecek. Son zamanlarda gördüğüm en komik futbol olayıydı herhalde. Hakem de ben ne yapayım der gibi ... Barça puan farkını 2'ye indirdi.

Haftasonunun Ardından

Bir parmak bal çalındı yine siyah beyazlı camianın ağzına. Bu sezonki başarısızlıkların üstünü örtecek kılıf hazırlanmış. Yeni stat projesi. FB meyvalarını topluyor, GS temelleri attı. İdari, mali ve sportif anlamda hiçbir başarısı olmayan (Türkiye Kupası hariç) BJK yönetimi aslında diğer rakiplerinden çok ileride ve yatırımlarla durdurulamaz bir kulüpmüş! Başka birşey yazmaya gerek yok sanırım.

FB Bursa maçına neredeyse tamamen yedek takımla çıkıp 37 maç sonra evinde kaybetti. Bursa'nın 2 golünü de biri penaltıdan olmak üzere FB maçlarının mutasyona uğrayan 3. sınıf yerli forveti Sinan Kaloğlu kaydetti. Geldiğinden beri senelerdir her maç üst düzey oynayan Aurelio haricinde kayda değer bir görüntü yoktu ev sahibinde. Ligin sonuna doğru bu kadar fazla rotasyon ile maça çıkıp yenilince, Zico eleştiri oklarının hedefi oldu. Lider farkı açar diye düşünürken büyük bir sürpriz Sami Yen'de yaşandı. Lig sonuncusu Kasımpaşa tek golle lideri sahasında mağlup etti. Kalli ne yapmaya çalışıyor bilmiyorum ama GS bu kadar sahipsiz bırakılamaz. Kalli'ye daha fazla katlanmaları takıma zarar veriyor. Maçın 85. dakikasında tescilli orta saha oyuncusu Barusso stoperden top şişiriyordu. Emre ön libero denemesinde başarısız oldu. Canaydın seçimde aday olmayacağını açıklayınca GS'liler rahat bir nefes almıştı ama takım tepetaklak zorlu bir sürece girerken yöneticilerin sorumluluktan kaçabilecek olması korkutucu bir gelişme.

İngiltere'de Carling Cup'ta Tottenham Chelsea'yi 0-1 geri düşmesine rağmen uzatmalarda 2-1 ile geçti. Drogba frikikten Robinson'un yanlış barajına cezayı kesti ve golünü attı. Penaltıdan Berbatov 90 dakikayı eşitledi. Ramos giderek takıma imzasını atıyor. Sert bir takım olacaklar ve yumruk yiyip kalkmayı öğreniyorlar. Chelsea gibi bir kadroyu finalde geriden gelip devirmek güzel bir dinamizm. Chelsea ise giderek klasını yitiriyor. İsrailli teknik direktör takımı sadece geriye götürüyor. Takıma hiçbir şey veremediği açık. Rus patron sezon sonu, belki daha erken, mutlaka bu takımı ehil ellere teslim etmeli. Bu kadar büyük isimlerle dolu kadro toplama bir listeye dönmeye başladı. Woodgate uzatmalarda takıma galibiyeti getiren golü atarken Ramos'a İngiltere'ye geri dönüş şansı için teşekkür ediyordu. Capello'da tribündeydi. Belki de milli takıma da geri döner belli mi olur? İtalyan'ın gözüne girmek zor ama imkansız değil.

Thursday, 21 February 2008

Takas Bank

Shaq ve Gasol takaslarından sonra haber çıkmaz diye düşünenlerin sayısı az değildi. Dolayısıyla yanılanların sayısı da bir o kadar fazla.

Mike Bibby 4 oyuncu + 1 draft hakkı karşılığında Atlanta Hawks'a takas edildi. (The Hawks traded for the veteran point guard Saturday, completing a 5-for-1 deal by sending point guards Tyronn Lue and Anthony Johnson, veteran center Lorenzen Wright, second-year forward Shelden Williams and a second-round draft pick in the June draft to Sacramento.) Hawks kontratları sona eren bu 3 oyuncusunu kullanarak hem yeni bir yapılanmaya gitmeyi tercih etti, hem de 8 yıl playoff görememe kabusunu bitirebilecek kadar kaliteli bir tecrübeyi kadrosuna katmayı başardı. Biraz fazla mı fedakarlık ettiler bekleyip göreceğiz.

Kidd nihayet muradına erdi ve başladığı yere geri döndü. Dallas Jason Kidd, Malik Allen ve Antoine Wright için 3 milyon dolar, 2008-2010 birinci tur draft hakkı, Devin Harris, DeSegana Diop, Trenton Hassell, Maurice Ager ve takasın gerçekleşmesi için yeniden sözleşme imzalanan Keith Van Horn'u Nets'e verdi. Yani takımın yarısı Kidd için feda edildi. Kesinlikle değer. Ama bu yaştan sonra ne kadar daha bu seviyede basketbol oynar bilinmez. Oynarsa da kimse şaşırmaz, o da yaşayan bir efsane.

Esas bomba yeni patladı. Cleveland James'e şampiyonluk yarışında destek olsun diye Ben Wallace'ı kaptı. Larry Hughes, Drew Gooden, Shannon Brown, Cedric Simmons'ı gönderip Bulls'tan Ben Wallace, Joe Smith ve 2009 2. tur draft hakkını aldı. Görünen o ki veteran yıldızlar için oldukça fazla oyuncu feda edilmiş durumda tüm takaslarda. Bibby ve Kidd için yorumsuz kalsam da Cleveland çok başarılı bir iş yaptı. Chicago'ya alışamayan Wallace burada Detroit günlerinden birkaç dirhem koyarsa ortaya Cleveland bu sefer şansını daha da zorlayabilir.

Damon Stoudamire Spurs'e gitti sessiz sedasız. Eleştiri de aldı bu transfer ama bence harika bir iş becerdiler. Onu disipline edebilirlerse şampiyonlukları çok kolaylaşır.

Başka bir zihni sinir projesi açık havada NBA maçı. Premier League'in bazı maçları yurtdışında oynama saçmalığı kadar olmasa da. Zaten sokak basketbolundan uzaklaşmaya çalışan bir yapıyı niye pazarlama uğruna sokağa çıkarmaya çalışıyorlar anlam veremedim. Phoenix ile Denver 11 Ekim 2008'de Indian Wells'te açık tenis kortunda bir hazırlık maçı yapacak.

Steve Francis Houston'da uzun süredir sakat. Takıma katkı yapsın diye heyecanla beklemiştim oynayacağı günleri. Ama T-Mac onu beklemeden 23 sayı 10 ribauntla Miami'yi devirdi. Galibiyet serisi 10 maç. Olajuwan'dan beri özlenen forma dönmeleri çok zor ama biraz kıpırdanmaları mutlu ediyor beni. Son not; Kobe Shaq'e hoşgeldin dedi. 41 sayı attı ve deplasmanda 130-124 ile Suns'ı devirdiler. Shaq'in M'benga üzerinden ilk Phoenix sayılarını yaptığı smacı mutlaka hafızalara kaydetmek gerek. Gasol geldiğinden beri LA Bynum'suz ama 7-1 ile harika bir form sergiliyorlar. Kobe'nin parmağı iyileşirse playoff eğlenceli olacak.

Monsieur Gerets

Marsilya'nın dibe gittiği dönemde geldi takımın başına. Türkiye macerası da oldukça başarılıydı. Elindeki malzeme ile harikalar yarattı. Şimdi de Fransa'da kendinden söz ettiriyor. UEFA Kupası'nda da bir üst turdalar. Cissé'nin yerine Niang'ı ilk tercih olarak belirlemesi CL'de L'pool galibiyeti getirdi onlara. Cissé'de işi ciddiye alıp formunu arttırınca takım adaha etkili olmaya başladı. Zenden, Nasri ve Ziani cesaret buldu Gerets ile beraber. Alt sıralardan alıp 5. sıraya çıkardı Fransa Ligi'nde takımı. Bu sefer GS'de yaptığı gibi hücum futbolu oynatmıyor, daha kontrollü ve sonuca giden bir taktik belirlemiş durumda. Seneye çok farklı bir Marsilya izleyebiliriz.

Cicinho

Roma'dan ayrılmak istiyor kendileri. En son Madrid maçında kadroya alınmayınca Sabrivari bir çıkşla isyan etmiş. Kulüpte buyur demiş. Madrid'de çok iyi başlamıştı aslında Avrupa macerası. Alves'in esamesi okunmazken Cafu benzetmeleri onun şahsına yapılıyordu. Sakatlık sekteye uğrattı gelişimini. Kadroya giremedi sonra. Sezon başında İtalya'nın yolunu tuttu. Orada da sağ kanat fazlası mevcut, aslında yanlış bir takım seçti. Guily, Mancini, Panucci, Cassetti orada. Yeniden doğacağı bir transfer yapmalı. Yoksa kaybolacak.

Boyumuzun Ölçüsü #2

Efes ve FB Euroleague'de bu hafta maçlarını kaybettiler. Beklenen bir tablo daha. FB maça hiç ortak olamadı. Efes maçı uzatmaya götürdü ancak uzatmada dağıldı. Blatt hücumda savunmadaki kadar etkin olamadıklarını ve bu yüzden maçı kaybettiklerini söyledi. Tanjeviç ise hiç iyi oynamadıklarını ve Mirsad'ı çok aradıklarını. Önceki günkü ULEB faciasından sonra bu en azından daha az acıtıyor insanın canını. Beklenen mağlubiyetler şaşırtmıyor. Çünkü oynanan rakipler muhtemelen Final 4'un en önemli adaylarından.

FB - Sevilla





Tarih değişiyor... Kale arkası yıkık bir statta oynanan Şampiyonlar Ligi ön elemesi maçından, son 16'da UEFA Kupası'nı son 2 senedir üst üste kaldıran İspanya'nın parlayan yıldızını 50.000 kişiyle evine mağlubiyetle gönderen bir maça. 10 yılda 10 teknik direktörden son 5 senede 2 teknik direktöre. Sol bekte devşirme oyunculardan Carlos'a. Yuhalanan futbolculardan alkışlanan kötü paslara. Alex bile değişti. Avrupa'da kaybolan yerel ligin istatistik harikası CL'de de harikalar yaratıyor. Pahalı yabancı golcülerin değil yerli "genç" bir altyapı oyuncusunun gollerine aşık tribünlerin sesi. Maçın yıldızı çalımcı Uğur Boral, Sevilla'lı hasmı Capel değil. Jimenez saha bozuk diye onu oynatmayıp FB'nin işini kolaylaştırdı. Kanouté maç sonrası en çok Uğur'u beğendiğini itiraf etti, formaları değiştiler. Parlayanlar Selçuk ve Gökhan. Kezman eski günlerini hatırlatırken Alex çoktan bir FB efsanesi oldu. Carlos golü çıkarmak için ayağının kırılmasını göze alarak topa çift dalabiliyor. Ve FB Sevilla'yı CL son 16 ilk maçında evinde 20 Şubat 2008 Çarşamba günü 3-2 yendi. Kayıtlara geçsin. Bu basit bir galibiyet değil. FB tarihinin en büyük galibiyeti. 100 yıllık tarihinde ulaştığı en üst nokta. Üstelik bu topraklarda buraya gelmesine en az ihtimal verilen takım muhtemelen. Komik, basit, kolay mağlubiyetlerin Avrupa sahasındaki en önemli temsilcisi bu sene ne olduysa Şampiyonlar Ligi'nin son 16'sında grup 2.lerinden 1.leri deviren tek takım haline geldi. Ağlayan insanlar görürdük Kadıköy'de, deli misiniz niye ağlıyorsunuz, bu bir spor derdim içimden. Bence ağlama zamanı şu andır. GS'nin taşıdığı bayrağı devralacak seviyeye geldi bu futbol takımı. Her dalda üst düzey bir kulüp olduğu çok açık artık. Bu kadar amatörce yapılan işlerden bu kadar cesur ve dev kararlarla buraya taşımak büyük bir iş. Pahalı ve büyük kariyerli bir hocayla değil üstelik. Ama büyük bir futbol adamıyla. Zico herkesin eleştirisini her zamanki güleç ve mütevazi üslubuyla yerin dibine gömmüştür. Acaba bu tur geçilir mi diye bir umut varsa hala sarı lacivert camiada bu büyük bir gelişimdir. 2. maçtaki skor ne olursa olsun hepinize çok teşekkürler. Siz bu camiaya tarihinin en büyük başarısını yaşattınız. Özlemle beklenen günleri görmek sevinçten çok gurur artık...

Ferrari Scuderia

TR'den 9 tane 400.000 Euroluk Scuderia siparişi...

Yeri gelmişken (aslında hiç yeri değil) Roma'lı Ferrari Milan ile anlaştı. Sözleşmesi sezon sonu bitiyor.

Tuesday, 19 February 2008

Boyumuzun Ölçüsü

Avrupa Kupaları'nda (hem basketbol hem futbol) Şubat sonrasını görünce seviniriz hep. Sonra da üzülürüz. Hep bir heyecan, bir beklenti ... Neyse seneye der örteriz üstünü hayal kırıklığımızın. Niye böyle başladın derseniz, ULEB Cup'ta 3 takımımız (Telekom - BJK - GS) ilk maçlarına çıktılar deplasmanda. Telekom 26 sayı, BJK 15 sayı fark yedi. Telekom tur şansını kaybetti sayılır. Bir mucize gerek. BJK'nin işi oldukça zor. Fark bir ara 22 sayıya çıktı. 10 maçlık galibiyet rekorunu elemelerin ilk maçında bu kadar havada bırakmak tam bize göre. GS neyse ki Dee Brown'sız olsa da bir beraberlik aldı (69-69). Bu beraberlik olayını tam anlamadım ama iyi sonuç.

CL Is Back

Materazzi de döndü aynı şekilde. Gereksiz 2 sarı kart. Torres'i tutamayınca çekti 2 kere. Hakem de Anfield da sektirmedi kırmızıyı. Sonra Inter gayet güzel kapandı. Maicon gerçekten Cafu'dan iyi olabilir. Daha Avrupai ve sert. Viera'yı görmekten pek hoşnut olmadı tribünler. İlk pozisyonda az kaldı Torres'e golü attırıyordu ters vuruşuyla. Babel gerçekten etkileyici oynuyor. İleride çok tehlikeli olacak. Messi gibi ters ayakla oynuyor sağda. Demek Rafa La Liga'yı hala izliyor. Nihayet son 10 dakika Benitez'in L'pool'un başında kalma süresi biraz daha uzatıldı Kuyt ve Gerard'ın şık golüyle. Roma Madrid'i 0-1 geriden gelerek 2-1 yendi. Schalke Porto'yu 1-0 ile geçerken, Chelsea kendini yormadan 0-0 ile döndü Yunanistan'dan. Nefesleri tuttuk, yarın 21:45'i bekliyoruz ...